Üretim olmazsa risk kaçınılmaz

İSİDEF Başkanı Mehmet Sandal, "Her ülke belli oranda kayıt dışı olmak zorundadır" dedi ve ekledi; "Çünkü, sistemin çalışabilmesi için. Özellikle döngü sağlayabilmek için. Buna ihtiyaç var. İşte yüzde 10 olur bilemedin yüzde 12 olur. Yüzde 40-50'lere varınca toplumda makas açılıyor." Sandal ayrıca Türkiye ekonomisinin üretime yönelmediği sürece risk altında olduğunu söyledi

Üretim olmazsa risk kaçınılmaz
        İstanbul Sanayici ve İşadamları Dernekleri Federasyonu (İSİDEF) Başkanı Mehmet Sandal Türkiye ekonomisini ve sanayici sorunlarını gazetemize değerlendirdi. Türk                       ekonomisinin yarıya yakın kısmının kayıt dışı olduğunu belirten Sandal üretime dikkat çekti.

        

         Mehmet Sandal denilince ne aklına geliyor?

Bir aile babası...  Yaşadığı topluma karşı sorumlu bir birey. Paylaşılmayan hiçbir şeyin değer etmediğine inanan biri. Bankada hiç parası olmayan bir sanayici.

 

Sanayici biri olarak, bankada param yok ne demek? Kazanmıyor musunuz? 

Ne kazanıyorsam yatırıyorum yeniden işlere yatırıyorum.

 

Kaç yıldır sektörün içersindesiniz?

37 yıldır içindeyim, ondan önce de profesyonel bir geçmişim var.

 

40 yıl önce sanayiciliğe başladığınız gün ki hayallerinize ulaştınız mı? Yoksa hayal etmediğiniz bir yerde misiniz?

Hayal etmediğim bir yerdeyim. 40 yıl önce mühendis olarak hayalim, bir atölye sahibi olmaktı. Atölye derken de, bir otomobil atölyesi.

 

            Hayalinizi gerçekleştirmediniz mi?

            91 yılında Beşyol'dan Birlik Sanayi'nde Ford yetkili servisi kurdum.Beylikdüzü'ne boş alan yerine Ford yetkili servisi yaptım. 4 yıl boyunca       zarar ettim.      Ancak hedefi de tutturdum. Hayalimi zarar etmeme rağmen gerçekleştirdim. Bir sanayici olarak, otomotiv sektörünün içersindeyiz. Bir şekilde hayalimin peşinden gidiyorum. Arabaların kablolarını üretiyoruz. Avrupa'da bu sektörün beş büyük üreticisinden biriyiz.

 

Ne yapıyorsunuz?

Arabaların kablolarını yapan büyük şirketler var. Biz onların tüm üretim hatlarını kuruyoruz. Üretimden çıkanları test edecek, test sistemlerini yapıyoruz. Uluslararası olan yaklaşık 10 şirkette ve 6 ülke de iş yapıyoruz.

 

            Dünyanın başka yerinde yatırımlarınız var mı?Ve bunlar size mi ait?

            Var. Polonya, Romanya, Bulgaristan, Rusya'da yatırımlarımız bulunuyor. Fas'ta ise ortak girişimimiz var.

 

Sanayici olmaktan dolayı mutlu musunuz?

İlkokul ve ortaokuldan itibaren hayalim makine mühendisi olmaktı. Hatta annem rahmetli illa 'doktor ol' diye tuttururdu. Abimle makine mühendisliği okudum. Hayalimdi gerçekleştirdim. Sanayicilik yapmaktan mutluyum. Ülkeme artı değer katmaktan, istihdam yaratmaktan... Bundan daha büyük mutluluk olur mu?

 

"Batı çöküyor" diye bir algı var. Ve biz ne durumdayız?

Bizim çöküşü veya çökmeleri nasıl algıladığımız önemli. Çünkü bütün ülkelerde iki önemli görüş var. Bir ülkeye içeriden bakma, bir de ülkeye dışarıdan bakmak var. Türkiye'ye dışarıdan bakan insanlar, kargaşa içinde bir Türkiye görüyor. İçeriden baktığınızda ise günlük koşturmacıların içersinde kargaşa  gözükmüyor. Gelecek üzerinden baktığımızda biz Türkiye'yi nasıl göreceğiz? Nasıl görmek istiyoruz? İki kavram da farklı.

 

Nasıl görmek istediğimiz sorusuna vereceğimiz yanıt ne? 

'Biz nereye gitmek istiyoruz?' Türkiye'nin sanki hedefi var gibi konuşulan ama konulan hedefle ilgili hiçbir faaliyet yapmayan bir ülke.

Biz, 2023 hedefi koyduk. Hedef kötü bile olsa bir hedef koymak her zaman iyidir. Hedefin ulaşılabilirliği, ulaşılamazlığı ayrı bir tartışma konusu ama ne olursa olsun hedef koymamız lazım.

 

Kalkınma planları veya bölgesel kalkınmayla ilgili yapılmış bölgesel teşvikler aslında bu hedefi tam destekler mi?

'Ne olursa olsun yaparım abi' gibi bir ekonomi politikası olamaz. Önemli olan bizim görüş açımızdır. Ancak görüşümüz nedir? Var mı? Geçmişteki uygulamalara baktığınız da, en önemli kriteri devletler veya hükümetler belirler. Bizde ise, gelişmek için yapılmış bir hedefleme yok.

 

         Niye? Şuanda bütçemiz yaklaşık 700-800 milyar...

460 milyarla bağlandı bütçe öyle bir rakam.

 

300 milyar mı 10 yıl önce?

200 milyar küsurdu veya 100 milyar üstüydü, tam da bilmiyorum.  

 

Öyle bakınca 2,5 katına katlanmış bir durum görüyoruz.

2,5 kat katlamış milli gelirden veya bütçeden bahsediyoruz. İhracata baktığınızda da bu anlamda bir yükselme var ama kümülatif anlamda bakmak lazım. 10 yılda diyelim ki, 60 milyar dolar arttırdınız. Önümüzdeki 400 milyar dolar arttırmak gibi bir rakam var. Biz matematiği biliyorsak, o 400 milyarın karşılığında şimdi bizim bir kapasitemiz var. Şöyle ben üreticiyim, ben makine mühendisiyim diyorum ki, benim bir fabrikam var. Bu fabrikamda şuan atıyorum. 10 milyar dolar ihracat yapıyorum. Diyorum ki, 2023'e geldiğimde ben bu 10 milyar doları, 50 milyar dolar yapacağım.

 

        Dünyanın değişik yerlerinde yatırım yapıyorsunuz, Türkiye'ye baktığınızda aradaki fark deyince neler görüyorsunuz?

Burada bir kıyaslama yapacağım. Türkiye'de, çıkarılan yasa ve mevzuatlarla, şuanda sanayiciye bir takım zorluklar yüklendi. Doktor ve avukat, çevre uzmanı, mali müşavir tutmak gibi. Bir sürü formalite geldi. Avrupa'da bunlar var mı? Yok. Bulgaristan'daki işletmeme bakıyorum. Doktorum, avukatım yok. Dışarıda muhasebecim var. Ve sosyal güvenlik uzmanım yok.

 

Diğer ülkeler için de geçerli mi?

Romanya, Rusya ve Tunus'ta da yok. İstenilenler olmadığında, 6, 7, 8 bin lira gibi ceza uygulamaları var. Mevzuatlar ve zorunluluklar kötü mü? Değil, peki sonuçları itibariyle, ne doğurdu, ne olumlu katkı yaptı? Yanıt yok... Sanayiciye külfetten başka...

 

Konulan mevzuatlar, üretimi ve ihracaatın yükselmesine katkı yaptı mı?

Ben dün x para vermiyordum, bugün x para veriyorum. Dün olmayan x paramı harcıyorsam, eğer benim bu da maliyetlerimin üzerine bir maliyet olarak geldi. 10 kişiyi çalıştıran bir atölyeyim. Diyor ki, burada da doktor tutacaksın. Doktor iki saat geliyor veya iki saatlik anlaşma yapıyor. Birisi bana anlatsın. Bir iş yerine iki saat doktor gelirse, neyi çözmüş oluyor? 10 kişi çalıştıran bir yerde doktor tutulduğunu düşünün, Dört tane yerim varsa bu şu demek: Dört tane doktorum, dört tane avukatım, dört tane sosyal güvenlik uzmanım var. Bunların hepsi ek girdi. 

 

Sanayicilerin örgütlü bulunduğu kurumlardan, kuruluşlardan, sizinle ilgili yasalar çıkarken, görüş alınmaz mı? Yeni bir düzenleme yapılacağı zaman müdahale etmiyor musunuz?

Müdahalemiz yok. Sivil toplum kuruluşlarının, demokratik ülkelerde katkılarının çok önemli olduğunu herkes söylüyor. Buna kimsenin itirazı yok. Ancak uygulama yok.

 

 

Sanayicilerle ilgili kuruşlar biraraya gelerek, karar alıcılırla toplantılar yaparak, düşüncelerinizi, önerilerinizi sunmuyor musunuz? Sorunlarınızı anlatmıyor musunuz?

Konfederasyon olarak makamları ziyaret ediyoruz. Çalışmalarımız var. Her yıl için bir konu seçiyoruz. Bu konunun araştırmasını yapıp, onlarla ilgili sonuçlar  yayınlıyoruz. Son iki yılda önemli bir iş yaptık. Türkiye'nin orta gelir tuzağını işledik. Daha sonrada ikinci yılda da orta gelir tuzağından çıkış yolları diye bir şey yaptık. Şuanda herkes konuşmaya başladı. Anlaşıldı mı derseniz, hala yeterli anlaşılamadı. Bugün 26 şehrimizin ortalama eğitim süresi üç buçuk yıl. Bu dağılımlara baktığımızda, orta gelir tuzağı raporumuza baktığımızda, Türkiye'nin sıkıntıları nereden ve nasıl kaynaklandığını çok net görüyorsunuz.

 

TÜSİAD üyesi misiniz?


Yok ben değilim ama TÜSİAD federasyon üyesi...

 

Sizin federasyon İSİFED...

Bir üst kurulumuzda TURKONFED...

 

Onun üyesi sizin en üst kuruluşunuz Türk ekonomisinin yüzde kaçını temsil ediyor?

Şuanda 115 bin üye var ama oransal diye bakarsanız tabi çok cüzi, KOBİ ölçekli dediğiniz zaman...

 

Ama TÜSİAD dediğinizde mesela geçen Koç Grubunun bir açıklaması vardı. "Türkiye ekonomisinin yüzde 9’unu, ihracatının yüzde 10’unu, devletin toplam vergi gelirlerinin yüzde 9,4’ünü biz karşılıyoruz" diye.

 

O anlamda bakarsanız yüzde 65'ini 70leri bulur.

 

Çok ciddi bir rakam tamda o noktada yüzde 60 yüzde 70'leri bulan bir kuruluşun, masaya yumruğunu vurmak deyimini kullanmayacağım ama önerilerini masaya koyduğunda dinlemeyecek taraf olmaz mı?

Biraz önce ne konuştuk ben odaklılık dedik ya...

 

Olsun bunun bir yaptırımı yok mu?

Yaptırımı yok...

 

Dükkan kapatıyorum deseniz, vergi vermiyorum, deseniz başka bir şey olur...

Şimdi vergi vermiyorum deme şansımız sıfır. Dükkan kapatıyorum... Böyle bir noktada böyle bir şey deme lüksümüzde yok

 

12 yıllık AK Parti iktidarının büyüme ortalaması, Türkiye'nin 90 yıllık ortalamasından yüksek mi?

Hayır. Ortalamada düşük. Rakamlar yayınlandı. 2008-2009-2010'lara bakarsak, eksiye geldik. Ortalamaya baktığınız zaman yüzde 4.3.

İlhan Kesici'nin verdiği rakamlar, "10-11 yılın ortalaması geçmişin ortalamasından düşük" diyor.

 

Gelecek açısından risk mi görüyorsunuz?

Üretime yönelmediğimiz sürece risk var. (Son 12 yılda üretime yönelik bir şeyi biz göremiyoruz) Türkiye kapasite kullanımı yüzde 87 diyorlar.  Türkiye'de herkes biliyor ki yüzde 50'de kayıt dışı ekonomi var. Kayıt dışı ekonominin, kapasitesini nerede görüyoruz ? Hiç bir yerde göremiyoruz.  Ancak çıktılar olarak görüyoruz. İhracat ediliyorsa veya bilmem ne yapılıyorsa ki, ediliyor birde milli gelire yansıyor. Dolayısıyla siz birden hiç görünmeyen ama öbür tarafa da eklenen bir şey görüyorsunuz.

 

Bu yüzde 50 büyüme içerisinde görülüyor mu?

Büyüme içinde de görüldüğünü düşünmüyorum. Biraz önce kapasite kullanımı dedik ya. Diyelim ki, kayıt dışı ekonomi bir şey üretti, bende aldım. Ben resmiyim, ben ihracat edersem o otomatikman ekonominin içine katkı oluyor, fiili olarak bende üretim merkezi içeriye dönüksem, gözükmez.

 

 

Mesela İran'ın büyük rezerv dolar ve altınlarının Türkiye'ye gelmesi...

Reza diyor ki, "ben bütün açıkları kapattım."

 

Doğru söylüyor Reza Türkiye'nin çok önemli bir adamı. Bence 10 tane Reza'sı olmalı Türkiye'nin. Yani içeri atmak çözüm değil. İsviçre dünyada para toparlarken, Reza gibi kaç adam var aracılık yapan yeryüzünde?

Çok adamı var...

 

İşte mesele bu İsviçre bankalarına paranın pat diye gittiğini düşünüyor herkes...

Her ülke belli oranda kayıt dışı olmak zorundadır. Çünkü, sistemin çalışabilmesi için... Özellikle döngü sağlayabilmek için... Buna ihtiyaç var. İşte yüzde 10 olur bilemedin yüzde 12 olur. Yüzde 40-50'lere varınca toplumda makas açılıyor.

 

İSİFED'li olmaktan dolayı memnun musun?

İSİFED kurucu başkanıyım. Rafet başkanla başladık. Başkan daha sonra özel işleri nedeniyle bıraktı. Kurucu başkanlığını ben aldım.  Memnun değilim dersem doğru olmaz.

 

Kaç üyeniz var?

Şuanda 900 civarı üyemiz var.

 

900 üyenizden aidat alıyor musunuz?

Aidat alıyoruz ama çok derneklerde de aynı sıkıntı var yani daha doğrusu İstanbul'da sivil toplum kuruluşlarının tamamında olan sıkıntı şu. Kimse aidatlarını düzenli toplayamıyor.

 

İSİFED ne yapar? Sosyal etkinlikler düzenler mi, konferanslar düzenler mi, sempozyumlar yapar mı ya da sanayiciye yeni seçenekler sunar mı ?

Bilgilendirme toplantıları düzenliyoruz. Sabah kahvaltıları yapıyoruz. Uluslararası geziler yapıyoruz, onun dışında konfederasyonda günlük veya belli ekonomik konularda görüşlerimizi bildiriyoruz. Görüşlerimizi, ilgili kurumlara, bakanlıklara gönderiyoruz. Cumhuriyet baloları düzenliyoruz.

 

Fırın işçisi olarak çalıştım

Eski Konya yeni adıyla Karaman Ayrancı doğumluyum. İlkokul, ortaokul ve liseyi Konya'da, üniversiteyi ise İstanbul Teknik Üniversitesi'nde bitirdim. İş hayatına, çocuk yaşta başladım. Ortaokul iki de, altı lira yevmiye ile fırın işçiliği yaptım. İlk sigortalı işim de lise döneminde oldu. Üniversite sonrasında  Balıkesir çimento da 5 ay çalışma hayatımız var. Genel müdürken memuriyetimi tasdik etmeyeceğini anlayınca ver elini askerlik. 41 yılılık evliyim. İki erkek, bir kız babasıyım. Aynı zamanda emekliyim.

 

 

Serbest iradeyle kimse bir şey yapamıyor

Sanayi ve ticaret odaları ayrı bir hale gelmiş ki, bugün serbest iradeyle kimse bir şey oluşturmuyor.  Ticaret odasında biri, bir gruba oturmuşsa 10-15 sene o grupta devam edebiliyor. Sanayi odası başkanı bir şehirde, 20 sene aynı işi, sanayi odası başkanlığını yapabiliyor. Bu tür kuruluşlar değişime açık olmalı ve herkes geldiği zaman bu toplum için kendi projeleriyle gelmeli ki, topluma artık bir şeyler vermeye çalışsın. Bu sefer işe siyaset girebiliyor.  Dolayısıyla verimlilik anlamında veya objektiflik anlamında da ne kadar objektif olup olamayacağımızda tartışma konusu haline geliyor.

Mutfakta, yemeği soracağımız aşçı varken, eğer garsona soruyorsak; garsonun verdiği bilgiye göre hareket etmek durumundayız. İçerideki tuzu, biberi, karabiberi ne kadar konulduğunu da, sadece aşçı biliyor. Dolayısıyla servisin doğru yerden alınıp alınmadığı da çok önemli. Fikirlerini söyleyen insanların, objektif olma zorunluluğu, tarafsız olma zorunluğu olmalı.  Siyaseten ve ideolojik olarak bir yere ait olmaması gerekiyor. Ortak paydamızda, bu ülkenin çıkarları. Ülkenin ve toplumun çıkarlarını merkezimize koyarsak, yapacağımız ve alacağımız kararlar doğru olmaya başlar. Merkeze, kendimizi koyarsak, o zaman çıkarcı olmaya başlıyoruz. Ve mekanizma böyle işliyor. İşlemisi gerekenin tam tersi...

 

Sanayicilerle ilgili bu alınan kararlar, hangi siyasal grubun çıkarı olabilir ki?

"Bir  akıllı bir taş atar, kırk akıllı çıkaramaz" derler ya, son zamanlarda alınmış bir sürü kararlara baktığımızda, değiştirildiğini görüyoruz. Sabahtan akşama herşey değiştirilmez.  Siz bir şeyi değiştiriyorsanız, bunun bir takım yerlere nasıl etkilediğini, nelere mal olduğunu veya neleri daha etkileyebileceğini de çok iyi görmek ve hesap etmek zorundasınız. İşyerine hemşire konulacak kararı alıyoruz. Bakıyoruz ki, yeterli hemşire yok. Var olmayan birşeyi mevzuata eklerseniz, sorun yaratırsınız.

KAYNAK: GAZETE İSTANBUL

 

 

Güncelleme Tarihi: 11 Şubat 2015, 12:17

Zeynep Vural

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER