Haberdar Gazetesi Sağlık Narsisizmin kökeni çocuklukta şekilleniyor!

Narsisizmin kökeni çocuklukta şekilleniyor!

Narsisizmin, kişinin kendini aşırı merkeze alması ve başkalarının duygu ve ihtiyaçlarına duyarsız kalmasıyla tanımlanan bir kişilik örüntüsü olduğunu belirten uzmanlar, bu kavramın yüzeysel bir etiketleme aracı olarak kullanılmaması gerektiğini söylüyor.

Narsisizmin gelişiminde çocukluk deneyimlerinin etkili olduğuna dikkat çeken Psikiyatri Uzmanı Dr. Bahruz Shukurov, “Bu noktada iki temel model öne çıkar. İlki, aşırı koruyucu ve şımartıcı tutum; ikincisi ise duygusal yoksunluk ve koşullu sevgi.” dedi. İlişkilerde ise narsistik özelliklerin tek taraflı değil, çoğu zaman ‘anahtar-kilit’ uyumuyla karşılıklı bir dinamik oluşturduğu ifade eden Dr. Shukurov, bu tür ilişkilerde sınır koyamayan bireylerin daha kırılgan bir yapıya sahip olduğunu ve dengesiz bağların ortaya çıkabildiği aktardı. Dr. Shukurov ayrıca, değişime odaklanmak yerine farkındalık, empati ve net iletişimle sağlıklı sınırlar kurulması gerektiğini vurguladı.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Bahruz Shukurov, narsisizmin gelişim nedenleri, ilişkilerdeki dinamik etkileri ve narsistik özelliklerle karşılaşıldığında nasıl sağlıklı iletişim kurulabileceği hakkında bilgi verdi.

Narsistik bireyler için özür dilemek tehdit olarak algılanabiliyor!

Günümüzde sıkça kullanılan ‘narsisizm’ kavramının, çoğu zaman yanlış ve yüzeysel biçimde ele alınabildiğini ifade eden Dr. Bahruz Shukurov, “Bu nedenle, bu kavramı bir ‘etiketleme aracı’ olarak kullanmak yerine, altında yatan dinamikleri anlamak ve benzer özelliklerle karşılaşıldığında nasıl davranılabileceğini değerlendirmek daha sağlıklı bir yaklaşım olur.” dedi.

Narsisizmin; kişinin kendini aşırı derecede merkeze alması, kendini üstün görmesi ve başkalarının ihtiyaç ve duygularına karşı duyarsız kalmasıyla karakterize edilen bir kişilik örüntüsü olduğunu aktaran Dr. Shukurov, “Bu kişiler genellikle bencildir; her şeyi kendilerine hak görme eğilimindedirler. Kuralları esnetebilir, değiştirebilir veya tamamen yok sayabilirler. Kendini beğenme tek başına olumsuz bir özellik değildir. Ancak narsisizmde bu durum, başkalarını küçümseme ve değersizleştirme üzerine inşa edilir. Bu nedenle daha çok ‘kibir’ kavramına karşılık gelir. Kişi kendini üstün görürken, diğerlerini aşağıda konumlandırır. Bir diğer önemli özellik ise sürekli onay ihtiyacıdır. Narsistik yapıdaki bireyler, değer duygularını içsel olarak değil, dışarıdan gelen takdir ve beğeniyle beslerler. Empati kurmakta zorlanırlar; başkalarının duygularına karşı bir tür ‘körlük’ söz konusudur. Ayrıca içten bir pişmanlık yaşamak ya da samimi bir şekilde özür dilemek onlar için oldukça zorlayıcıdır. Özür dilemek, benliklerine yönelik bir tehdit olarak algılanabilir.” açıklamasını yaptı.

Narsisizm gelişiminde çocukluk deneyimleri belirleyici bir rol oynuyor!

“Narsisizm” kavramının, mitolojik olarak Narkissos’un kendi yansımasına aşık olması hikâyesine dayandığını hatırlatan Dr. Bahruz Shukurov, “Ancak burada önemli olan, kişinin kendine değil, kendi zihninde oluşturduğu idealize edilmiş yansımasına hayranlık duymasıdır. Bu, aslında kırılgan bir benliğin, şişirilmiş bir benlik algısıyla telafi edilmeye çalışılmasıdır.” dedi.

Narsisizmin gelişiminde farklı etkenler rol oynasa da, çocukluk deneyimlerinin belirleyici bir yer tuttuğuna işaret eden Dr. Shukurov, şöyle devam etti: “Bu noktada iki temel model öne çıkar. İlki, aşırı koruyucu ve şımartıcı tutum. Çocuğun hiçbir zorlukla karşılaşmasına izin verilmez, tüm ihtiyaçları anında karşılanır. Bu durum, çocuğun gerçekçi bir benlik algısı geliştirmesini engeller. İkincisi ise duygusal yoksunluk ve koşullu sevgi. Çocuk, olduğu haliyle değil; yalnızca başarıları ve performansı üzerinden kabul görür. Sevgi, koşullara bağlıdır. Bu da çocuğun kendini değerli hissetmesini zorlaştırır.

Özellikle erken çocukluk döneminde (1-5 yaş), çocuğun ‘hissedildiğini hissetmesi’ büyük önem taşır. Yani anlaşılmak, dinlenmek ve duygularının karşılık bulduğunu görmek… Bu ihtiyaç karşılanmadığında, birey ilerleyen yaşamında kırılgan benliğini korumak için savunma mekanizmaları geliştirir. Zamanla bu savunmalar bir ‘zırh’ haline gelir. Ancak bu zırh, sadece incinmeyi değil; sevgi, yakınlık ve duygusal bağ kurma kapasitesini de sınırlar.”

Narsistik ilişkiler aslında karşılıklı bir dinamik!

Narsistik özelliklerin, ilişkilerde çoğu zaman tek taraflı bir sorun olarak görülse de, aslında karşılıklı bir dinamik içerdiğini dile getiren Dr. Bahruz Shukurov, “Bu tür ilişkilerde sıklıkla ‘anahtar-kilit’ uyumu söz konusudur.” dedi.

Narsistik özellikler gösteren kişilerin; kendini sürekli suçlayan, sınır koymakta zorlanan, terk edilmekten korkan bireylerle daha kolay ilişki kurabildiğini kaydeden Dr. Shukurov, “Narsistik kişi Terk edilme korkusunu bastırarak ‘kimseye ihtiyaç duymuyorum’ tavrı sergilerken; karşı taraf tam tersine ilişkiye tutunmak için kendinden ödün verebilir. Narsistik birey kusurluluk/utanç duygusundan kaçmak için kendini yüceltirken; karşı taraf ‘ben zaten bunu hak ediyorum’ düşüncesiyle olumsuz davranışlara katlanabilir. Bu durum, ilişkide dengesiz ve sağlıksız bir bağ oluşmasına neden olur. Hatta bazı kişiler, ilişki içinde kendilerini yalnızken hissettiklerinden daha yalnız hissedebilirler.” şeklinde konuştu.

En önemli nokta, karşı tarafı değiştirmeye çalışmaktan vazgeçmek!

Narsistik özelliklerle karşılaşıldığında nasıl davranılması gerektiğine değinen Dr. Bahruz Shukurov, “En önemli nokta, karşı tarafı değiştirmeye çalışmaktan vazgeçmektir. Çünkü birini değiştirmek doğrudan mümkün değildir. Ancak kişinin kendi tutumlarını değiştirmesi, karşı taraf üzerinde dolaylı bir etki yaratabilir.” dedi. Bu noktada izlenebilecek temel adımları da sıralayan Dr. Shukurov sözlerini şöyle tamamladı: “Farkındalık geliştirmek önemeli. Kişi önce kendi duygularını, düşüncelerini ve bedensel tepkilerini fark etmeli. ‘Şu an ne hissediyorum?, Bu durum bende nasıl bir etki yaratıyor?’ gibi sorular, sağlıklı tepkiler verebilmenin ilk adımıdır.

Sempati değil empati kurmak gerekir. Karşı tarafın ne hissettiğini anlamaya çalışmak önemlidir. Ancak bu, onun davranışlarını onaylamak anlamına gelmez. Empati, doğru tepkiyi verebilmek için bir araçtır. Eleştiri yapılacaksa kişiliğe değil, davranışa yönelik olmalıdır. Örneğin; ‘sen böylesin’ yerine ‘bu davranışın beni şu şekilde etkiledi’ demek daha yapıcıdır. Dengeli bir tutum benimsenmeli. Ne tamamen boyun eğmek ne de saldırgan bir tavır sergilemek çözüm değildir. Amaç, karşı tarafı incitmek değil; farkındalık kazandırmaktır.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *