Yaşananları ve ABD’nin yeni dünya düzeni stratejisini analiz eden Siyaset Bilimci Prof. Dr. Deniz Ülke Kaynak, “’Tarihin yeni bir ‘ABD eliyle özgürleştirilme(!)’ anındayız” dedi.
Trump’ın sadece Amerikan kıtasında değil tüm dünyada bir sadakat ve itaat düzeni kurmak iste¬diğini dile getiren Prof. Dr. Kaynak, “Tetikçisi İsrail’le birlikte ortalığı ka¬osa boğmuş durumdalar. Rusya zaten bu küresel mafyatik oyunun içinde. Çin’in oyuna nasıl dahil olacağını, ‘Don’lar düzeninin nasıl bir dünya inşa edeceğini ise birlikte göreceğiz.” diye konuştu.
Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Kaynak, ABD’nin sivil-askerî hedefleri vurup Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores’i ülke dışına çıkardığını açıkladığı ve ABD Başkanı Trump’ın “narko-terörizm” suçlamasıyla yargılama kararını doğruladığı operasyonu değerlendirdi.
Nicholas Maduro son kurban mı?
“Venezuela başlangıç mı, son mu?” sorusunu sorarak analizine başlayan Prof. Dr. Kaynak, “Tarihin yeni bir ‘ABD eliyle özgürleştirilme(!)’ anındayız. Göründüğü kadarıyla büyük şeytanlardan bir tanesi daha etkisiz hale getirilmiş durumda. Amerikan askeri ve istihbarı gücünün düşmanlarına korku saldığı kusursuz bir operasyonla yatağından alınan Venezuela Devlet Başkanı Nicholas Maduro şimdilik son kurban. Üzerine giydirilmiş eşofmanı ve elleri kelepçeli fotoğrafıyla dünya medyasına servis edilmiş görüntüsü içler acısı. Kuşkusuz Maduro’nun otoriterliği, kötü yönetimi, narkotik trafiğiyle ilişkisi ya da meşruiyeti konusunda uluslararası kamuoyunda her zaman tartışmalı bir kanaat vardı. Ancak ABD baskısı karşısındaki dik tutumunun küresel kamuoyunda belli bir sempati uyandırdığı da bir gerçek.” dedi.
Venezuela devlet başkanının bir dış gücün askeri müdahalesi ile derdest edilmesi
Venezuela devlet başkanının kendi evinde bir dış gücün askeri müdahalesi ile derdest edilmesi durumu kamuoyu nezdinde eleştirilse de devletler düzleminde yalnızca “endişeliyiz”, “kaygıyla izliyoruz”, “kınıyoruz” türünden tepkiler gelmesinin dikkatlerden kaçmadığına işaret eden Prof. Dr. Kaynak, “İnsanların büyük kötüye karşı çıkan küçük kötülere yani kötünün iyisine yönelmeleri şaşırtıcı değil; peki ya devletler? Onlar neden görece sessiz bir bekleyiş içerisindeler? Diplomasiye ne oldu? Uluslararası kurumlar, hukuk, normlar, küresel etik nerelerde? Isaiah Berlin ‘seçimlerimiz iyi ile kötü arasında değil kötü ile daha az kötü arasındadır’ derken, özgürlük ya da ahlak kavramlarının soyut idealler olarak değil somut tehdit ve zorunluluklar içerisinde anlam kazandığını söyler. Bu nedenle siyasal aktörler genellikle doğru olanı değil, daha az yıkıcı olanı seçmeye meyillidirler. Kısaca siyasette seçimler doğruyu aramaz; daha az yıpratacak, daha güvende hissettirecek ve daha düşük maliyetli seçenek bulunur ve o, ‘doğru’ olarak yapılandırılır.” diye konuştu.
Siyasi aktörler rasyonel hesaplar yapmak durumunda
Uluslararası ilişkiler sisteminin dinamiğinin de çoğunlukla böyle şekillendiğine dikkat çeken Prof. Dr. Kaynak, “Halklar duygularla yön bulurken, siyasi aktörler rasyonel hesaplar yap¬mak durumundadır. Tarihsel hafızada yüklü olan darbeler, CIA operasyonları, kukla rejimler, adam kaçırmalar, infazlar, potansiyel ekonomik yıkımlar da göz önüne alındığında özellikle misilleme kabiliyeti olmayan devletlerin tepkisizliği daha ra¬hat anlaşılabilir. Üstelik karşınızda kuralsız hareket edebilen, norm dışı davranan bir siyasi anlayış varsa, tepkisellikten çok analitik yaklaşım önem kazanır.” ifadesinde bulundu.
Bolivar’dan Maduro’ya…
Yalnızca Venezuela’nın değil, tüm Latin Amerika tarihinin büyük kahramanı, kurtarıcı lideri Simon Bolivar’ın, 1829’da İngiliz diplomat Patrick Campbell’e yazdığı mektupta “Amerika Birleşik Devletleri’nin kaderi, Amerikan kıtasını özgürlük adına felaketlere boğmak gibi görünüyor.” dediğini hatırlatan Prof. Dr. Kaynak, şöyle devam etti:
“Bolivar, İspanyol sömürgeciliğine karşı verdi¬ği savaştan zaferle çıkan ‘Gran Colombia’ hal¬kını bir bütün halinde tutabilmek adına büyük mücadele vermişti ama kaybedenlerdendi. Yor¬gun ve hasta bir adam olarak sona eren yaşamı¬nı ‘sanki denizi sürmüş gibiyim’ (he arado en al mar) diyerek tanımlamıştı. Günümüzde Venezu¬ela, Kolombiya, Ekvador ve Panama adında farklı devletlerin bulunduğu bu coğrafyanın tamamın¬da ABD’ye yönelik olumlu ve olumsuz duygular bir arada bulunuyor. Trump yönetimi 1823 yılına atıfla yeniden şe¬killendirdikleri Monroe doktrinini çerçevesin¬de Venezuela’dan Panama’ya uzanan geniş bir hat üzerinde yeniden hak iddia ediyor. Monroe dokt¬rininin ilan edildiği yıllarda ABD henüz gencecik bir devlet olsa da genişlemeye meyilli olduğu an¬laşılıyordu. Tüm Amerika kıtasını bir bütün ola¬rak ele alıyor, özellikle ABD’nin arka bahçesi say¬dıkları Latin Amerika’yı açıkça sahipleniyorlardı. Trump’ın 2017’den bu yana savunduğu ulusal gü-venlik stratejisinde yer alan Batı yarıküre ifadesi ise Monroe ruhunun bir yansıması; ama tıpkısının aynısı değil.”
Monroe’dan Donroe’ya uzanan yol
Trump’ın Kanada ve Grönland üzerinden ku¬zey rotasına ve Arktik bölgesine uzanan taleple¬ri, güneyde Karayip denizinin bütününe, Küba ve Meksika dahil tüm orta Amerika’ya büyük bir bas¬kı şeklinde yansıdığını anlatan Prof. Dr. Deniz Ülke Kaynak, şunları söyledi:
“O ülkelerden gelişlere karşı duvarlar ve sert göç politikaları üzerinden şekille¬nen sınır politikası, ABD’nin o ülkelere giriş kapı¬sını ise açık tutuyor. Davetsiz misafirin talebi biz¬zat evin sahibi olmak olduğundan askeri araçlarla da destekleniyor. Trump yönetimi tüm Amerikan havzasını gü¬venlik, ticaret ve deniz yolları açısından ayrılmaz bir bütün olarak görüyor. Bu nedenle Panama ka¬nalı, Karayipler'deki deniz geçiş yolları ve Meksi¬ka körfezi hayati çıkar alanları olarak belirlenmiş durumda. Çin ve Rusya’nın özellikle Obama dö¬neminden bu yana bölgeye derin bir giriş yapmış olması onlar açısından büyük bir ihanet. Hızlı bir temizlik gerektiğini düşünüyorlar. Bu yeni yak¬laşıma kimileri Donroe adını veriyor. Donald’nın doktrini olarak tanımlanan bu kavram kanımca aynı zamanda bir başka anlama da geliyor. Ma¬lum, Don kavramı mafya babaları için kullanılıyor. Trump da kendisine Don denilmesinden rahatsız değil, hatta seviyor!”
Çin oyuna dahil olacak mı?
Monroe’dan Donroe’ye geçişte değişen bazı şey¬lerin genel stratejinin nüanslarını oluşturduğunu da ifade eden Prof. Dr. Kaynak, “Mon¬roe Avrupa’ya karşıydı; Donroe Çin ve Rusya’yı he¬def alıyor. Monroe savunmacıydı; Donroe saldır¬gan. Monroe Amerikan havzasını bir nüfuz alanı olarak görüyordu; Donroe ise kaynakların mülki¬yeti bana ait olmalı, oraları ben yöneteceğim diyor. Trump’ın sadece Amerikan kıtasında değil tüm dünyada bir sadakat ve itaat düzeni kurmak iste¬diği ortada. Tetikçisi İsrail’le birlikte ortalığı ka¬osa boğmuş durumdalar. Rusya zaten bu küresel mafyatik oyunun içinde. Çin’in oyuna nasıl dahil olacağını, ‘Don’lar düzeninin nasıl bir dünya inşa edeceğini ise birlikte göreceğiz.” şeklinde sözlerini tamamladı